Dünya Gazetesi’nin haberine göre Mimar Selçuk Avcı: Karınca yuvaları, karıncalar için optimum ısı olan 30 dereceyi korumak üzere inşa edilmiştir. Doğa gözlemleri tasarıma şekil verip onları yerel hale getirebilir.

“Çoğu kişi yeşil bina deyince tam anlamıyla yeşillerle kaplı bir bina hayal eder. Hatta yeşile boyanmış bir bina bile düşünenler olabilir. Ama tabii ki yeşil bina bunlardan hiçbiri değil. Yeşil bir bina, yani çevreye duyarlı bir bina doğadan öğrenir ya da doğayı taklit eder. Aslında yakın zaman öncesine kadar geleneksel mimari tam olarak bunu yapıyordu.”

Bu sözler, Avcı Architects’in kurucusu ve ÇEDBİK Yönetim Kurulu eski Başkan Yardımcısı Mimar Selçuk Avcı’ya ait. Avcı, küresel ısınmayla mücadelede mimarların ve mühendislerin, bina tasarımlarına doğadan alman ip uçlarıyla yön vermeleri gerektiğini söylüyor. Çalışmalarını Londra, İstanbul ve Ljubljana’daki stüdyolarında sürdüren Avcı, yeşil bir binanın temel olarak hangi özelliklere sahip olması gerektiğini şöyle açıklıyor:

“Doğaya yakından bakıldığında alınabilecek birçok ders var. Afrika karıncalarının gece ısının 2 dereceye düşüp, gündüz 40 dereceye yükseldiği iklim koşullarında inşa ettiği tepeleri ele alabiliriz. Karınca yuvaları, karıncalar için optimum ısı olan 30 dereceyi muhafaza etmek için inşa edilmiştir. Bu tip doğa gözlemleri tasarıma şekil verip onları daha yerel hale getirebilir. Türkiye’nin güney doğusunda, Urfa yakınlarında bulunan Harran bölgesinin sakinleri, yüzyıllardır kerpiç evlerde yaz kış zorlu hava koşullarına karşı herhangi bir karmaşık iklimlendirme cihazına başvurmadan yaşamayı belki de doğanın bu tip mucizelerine öykünerek başarmışlardır.”

Türkiye’de yüzyıllar geçtikçe doğadan öğrenme geleneğinin unutulduğunu dile getiren Avcı, bugün gördüğümüz betonarme yapıların birbirinin aynı olduğunu ve hiçbir çevre ve iklim koşuluna cevap vermediğini söylüyor.

Avcı, Ankara’da gerçekleştirdikleri bir projeden örnek veriyor: “Projenin ön araştırmalarında Ankara’nın yaz aylarında gündüz yaklaşık 35, akşam ise 15-18 derece civarında olduğunu öğrendik. Neden binayı bu ısı değişiminden yararlanarak doğal yollardan soğutabilecekken, onun yerine atmosfere zehirli gazlar salarak elektrik üreten ve pahalı yakıtlar tüketen iklimlendirme cihazları kullanalım ki, diye düşündük. Böylece binanın otoparkının alt katına beton blok kanallarından oluşan ve soğuk havayı depolayan bir labirent tasarladık. Gün boyunca depolanan soğuk havanın binanın içine salınması için basit bir mekanizma kullandık ve yapay yollarla soğutma ihtiyacını minimize ettik. Böylece iklime duyarlı bir biçimde tasarlanan bu bina, atmosfere verilen zararı en aza indirmiş oldu.”

Dünya